Gündem

Kılıçdaroğlu, Olay TV Canlı yayınına katıldı

Murat YETKİN- İyi akşamlar, hepinize güzel bir akşam dilerim. Ben Murat Yetkin Olay TV ekranlarında Gündem Programıyla karşınızdayız. Konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Merhaba efendim hoş geldiniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Merhabalar efendim, teşekkürler.
Murat YETKİN- Müsaadenizle ben maskemi takmak istiyorum. Çünkü şakası olmayan yani sizde istiyorsanız takın, pek şakası olmayan, bizde yeni bir acı yaşadık o yüzden müsaadenizle, sayın izleyiciler sizin de müsaadenizle programa maskeyle devam ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi.
Murat YETKİN- Doğum gününüz kutlu olsun.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun, çok teşekkür ederim.
Murat YETKİN- Kaç 72 mi oldu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Murat YETKİN- Sağlıklı, mutlu yaşlar.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun çok teşekkür ederim. Aslında bizim ailede, bizim aile derken annem ve babam ve kardeşlerle beraber yaşarken böyle bir doğum günü geleneği yoktu bizde. Daha sonraki yıllarda bu gelenek yaygınlaştı, bizimde çocuklarımız olduğu zaman anneleri doğum günü kutlamaya başladılar. Ben bazen unuturum doğum gününü bana hatırlatırlar bugün doğum günü var diye.
Murat YETKİN- Evet Türkiye’ye daha sonradan gelmiş bir adet. Yani batıdan gelmiş bir adet daha çok. Yeniden sağlıklı, mutlu bir ömür dilerim.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sağ olun.
Murat YETKİN- Bugün siz AB Büyükelçileriyle bir toplantı yaptınız. Bir yemek mi yediniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır Zum üzerinden yaptık toplantıyı.
Murat YETKİN- Aslında tabi bu dönemde en sağlıklısı o. Bu toplantıya gelmeden önce bende bir Zum toplantısını izledim. Koç Üniversitesinin her yıl verdiği bilim madalyaları törenine onlarda Zum üzerinden yaptılar. Aslında belki de bu tür programları Zum üzerinden yapmak, bu tür mülakatları, sohbetleri daha sağlıklı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir. Bizde 23 Nisan dolayısıyla çocuklar arasında resim, müzik yarışması açmıştık kazananlara Zum üzerinden ödüllerini verdik.
Murat YETKİN- AB Büyükelçilerine gelmeden madem hani maskeyle, Zumla filan girdik isterseniz bu konudan devam edelim. Çünkü şuanda Türkiye’nin herhalde en yakıcı konusu. Sağlık Bakanının Fahrettin Koca’nın bugün verdiği rakamlara göre 243 vatandaşımız daha vefat etmiş maalesef. Böylelikle sayı 17 bin 346 oldu. 17 bin sayısı Kemal Bey büyük Marmara depremi 17 Ağustos 1999. Vefat eden vatandaşların sayısı 17 bin 480 yani bugün itibariyle.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu resmi rakam ama gerçek vefat sayısı bunun bir katı daha fazla.
Murat YETKİN- Siz bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, şimdi hayatını kaybeden vatandaşların raporlarıyla beraber bu belediyelere gidiyor, belediyeler çünkü daha sonra cenaze töreninden sonra defin işlemini gerçekleştiriyorlar. Bazılarında salgın hastalık dolayısıyla, bazılarında Covid dolayısıyla raporda düzenleme var. Aslında salgın dedikleri hangi salgın o belli değil. Aslında o da Covid. Rakamı düşük göstermek için bunu yapıyorlar.
Murat YETKİN- Niye rakam düşük gösterilmek isteniyor sizce? Yani baştan beri siz bunu söylüyorsunuz ama sizce niye?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi şunu söyledim, devlet dediğiniz kurumun bir saygınlığı vardır. Bir tüzel kişilik devlet dolayısıyla bu tüzel kişiliği de iktidardaki parti yönetir. Şimdi iktidardaki partinin halka doğru bilgileri vermemesi kabul edilemez. Bizim bilgilerimizi gelişmiş olan bütün ülkeler bizim ülkemizin verdiği bilgilerin doğru olmadığını onlarda biliyorlar. Şimdi sormak istiyorum veba mı var salgın hastalık olarak? Kolera mı var salgın hastalık? O da yazılmıyor. Hani salgın hastalık olurda şu nedenle yazarsınız salgının ne olduğunu. O da yazılmıyor. Aslında düşük göstermek istiyorlar.
Şimdi bakın, buna başlangıçta bir grup vatandaş inanıyordu. Fakat Türkiye genelinde can kayıpları çok yüksek görünüyor bunu biliyorlar. Ondan sonra Sağlık Bakanının yaptığı açıklamaları doğru bulmuyorlar. Doğrusu neydi ben onu da söyleyeyim. Niye siyasetçi açıklama yapıyor, vefat sayılarını açıklıyor. Bilim Kurulu var niye açıklamıyor?
Murat YETKİN- Bilim Danışma Kurulu ilginç bir kurum aslında değil mi? Yani orada pek çok hakikaten işinin ehli bilim insanları var ve onlarda zaman zaman çıkıp aslında gerçekleri söylüyorlar. Yani işte tam kapanma lazım diyorlar, şu rakamları bize de göstermiyorlar filan diyorlar.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet söylendi. Ama aynı Bilim Kurulu bu yanlış bilgiler deklere edildiği zaman ve Bilim Kurulu adına deklere edildiği zaman yöneticilerin yani Bilim Kurulunda görev alan hocaların buna itiraz etmesi lazım, gereği yapılmıyorsa çekilmesi lazım. Erdoğan ne dedi? Biz bugüne kadar Bilim Kurulu ne söylediyse onları yaptık. Yani 5 maskeyi dağıtamadık onun sebebi de Bilim Kurulu, gerçek rakamları vermiyoruz onun sebebi de Bilim Kurulu.
Murat YETKİN- Böyle bir şey olabilir mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olmaz efendim.
Murat YETKİN- Aslında Bilim Kurulu diyoruz ama ilk kuruluş belgesine baktığımızda Bilim Danışma Kurulu yani adı üstünde Danışma Kurulu o söylenmiyor ama. Yani Danışma Kurulunun bir yaptırım yetkisi yok sadece görüş bildiriyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Ama bu Danışma Kurulu’nun bir sözcüsü olur. Şimdi Bilim Kurulu üyeleri arasında bir çelişki varsa hangisi doğruyu söylüyor biz bilmiyoruz. Ama bakan saraydan aldığı talimatla açıklamalar yapıyor. Bu açıklamalar inandırıcı değil. Çünkü bizim söylediğimiz rakamlar 11 büyükşehir ve bizim…
Murat YETKİN- Belediyelerin CHP’de olanlar?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Belediyelerin olduğu defin işlemini yapanlar. Yani şimdi İstanbul’da bir günde diyelim 300 ölü var, 200 ölü var hayatını kaybetmiş insanlarımız. Siz bunun yarısını bile Covid saymıyorsunuz. Aynı işlem yapılıyor defin işleminde aynı şeyler yapılıyor.
Murat YETKİN- Peki şimdi Bilim Danışma Kurulu üyelerinin artık söylediği gibi, onun dışında da Türk Tabipler Birliği ya da işte başka tıp insanları diyorlar ki, sadece onlarda değil Kemal Bey iktisatçılarda diyorlar ki yani böyle bir karantina dedikleri 3 hafta, 4 hafta, 2 hafta her neyse Almanya’da örneğin 25 gün olarak ilan edildi, Yunanistan’da, Avusturya’da uygulamaları var. Bu olunca diyorlar aslında ekonomiye de daha az hasar verir diyorlar.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle.
Murat YETKİN- Şimdi burada bir kamu sağlığı var denklemin bir ucunda. Diğer ucunda da ekonominin yaşatılması gereği var. Sizde bunu sık sık söylüyorsunuz. Bu ikisi arasındaki denge nasıl bulunur?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bana bir sanayici geldi onunla konuşurken bunu sordum. Dedi ki, bir karar alsınlar 15 günse 15 gün, bir ay bir ay kapalı kalalım, bizde bilelim bunu bitirelim ve yolumuza devam edelim. Biz buna razıyız dedi. Yani ben fabrikada çalışan işçinin sağlıklı olmasını isterim. Gelecek diğer işçilere bulaştıracak, sonra ben fabrikayı kapatmak zorunda kalacağım, bu ekonomi açısından sağlıklı bir uygulama değil. O da biliyor. Yani aklı başında olan her işveren aslında bu işin böyle çözülemeyeceğini gayet iyi biliyor.
Murat Bey şunu akıl alır mı? Kişi gidiyor hastaneye test yapılıyor, testi pozitif çıkıyor biniyor otobüse evine gidiyor. Buna izin veriliyor. Ve bir karar alıyorlar efendim pozitif çıkanı evine gittikten sonra bize bildirin. Evine gittikten sonra nasıl bildireceksin, bildirsen ne olur yani? Bir gün sonra bize bildirin veya ona benzer bir genelge çıkarmışlar. Bunlarda doğru değil.
Yani şöyle Murat Bey, şu gerçeği görmemiz lazım. 15 gün veya 20 gün veya bir ay kapattığınızda tabi piyasa duracak, ekonomi duracak. Buna devletin müdahale etmesi yani devletin katkı vermesi lazım. Hangi anlamda? Yaraların sarılması, insanların geçimlerini sağlaması, ortaya çıkan zararın bir kolektif iradeyle yani işçisi, işvereni, esnafı, çiftçisi bir araya gelerek biz neleri yapabilmeliyiz yani biz bu işle mücadele edeceğiz ama bunun yolu bu iş 28 günden aşağı olmuyor. 28 gün ben kapatacağım benden ne istiyorsunuz? Sanayiciye soracak benden ne istiyor, esnafa soracak benden ne istiyor, çiftçiye soracak, sendikaya soracak ne istiyorsunuz devlet olarak. Yani bunun adı neydi? Ekonomik ve Sosyal Konsey. Yani gerçekten de Ecevit’in uzak görüşlüğüne gerçekten hayranım. Bakın o Ekonomik Sosyal Konseyi bir kararnameyle kurdu. Yasası sonradan çıktı sonra bir anayasal kurum oldu. Hiç bugünlerde Ekonomik Sosyal Konseyden söz eden var mı?
Murat YETKİN- Valla epey bir süredir herhalde yok.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok, olamaz zaten, yapmıyorlar. Ki, Covid-19 çıktığında çağrı yaptım Ekonomik Sosyal Konseyi süratle toplayın yani bir araya gelin bir sorun siz hangi sorunları yaşıyorsunuz devlet olarak biz bu sorunları çözmek için ne yapabiliriz? Yani aklın yolu bir. Yapmadılar.
Murat YETKİN- Şuanda siz olsanız yani artık bu aşamaya gelmiş durumdayız yani salgın yayıldığı belli oldu, geçenlerde bir gün içinde bir baktık hasta sayısı meğer üç katmış. Yani maalesef böyle bir şey oldu. Şuanda siz olsanız ne yaparsınız? Yarın sabah ne yaparsınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yarın sabah derhal Ekonomik Sosyal Konseyi toplarım, arkadaş durum çok ciddi, şuanda biz Avrupa’da birinci duruma geldik kayıplar açısından, vaka sayıları açısından neredeyse birinci durum pozisyonundayız galiba. Dolayısıyla bir önlem almamız lazım, biz hükümet olarak bu önlemi aldığımızda sizin için hangi sorunlar çıkacak ve bizden ne bekliyorsunuz. Ama şunu unutmamanız gerekiyor, bu iş tek başına devletin bütçesiyle bu iş yani ortaya çıkacak ekonomik sorunların tek başına devletin bütçesiyle karşılanması çok zor. Bu gerçeği de anlatacak ona. Şu kadar borcumuz var, topladığımız vergi bu kadar, şu kadar sorun yaşanıyor. Ne yapmalıyız diye soracak. Diyecek ki hatta bir gün size izin veriyim bizim dışımızda siz kendi aranızda oturun konuşun, bir görüş birliğine varın neyi çözmemiz gerekiyorsa bana gelin. Gerekirse hani onlar sermaye kesimi ya da iş dünyası ne kadar katkı verir vermez bilmiyorum ama her türlü imkansızlığı aşmak mümkün. Merkez Bankası orada parayı basarsınız, 56 milyar bastınız. 156 milyar basın. Ama topluma güveni vereceksin. Bu güveni verdiğiniz takdirde sorun çözülür. Bakın güveni vereceksiniz. Çıkacak kişi, ülkeyi yöneten kişi yani Erdoğan çıkacak diyecek ki, benim için bir vatandaşın hayatını kaybetmesi göze alamayacağım kadar zor bir iştir veya büyük bir felakettir bu. Bir insanın hayatını korumak lazım. Yani insanı yaşat ki devlet yaşasın diye bir geleneğimizde var tarihsel süre içinde baktığımızda. Benim için insan hayatı çok önemlidir dolayısıyla biz bu kararları oturalım müşterek alalım ve bu kararları alırken şunu şunu şunu yapacağız.
İki bakın; Ekonomik Sosyal Konseyden işçisi, işvereni, esnafı, sanayicisi geldi, çiftçisi geldi konuştuk kararlar aldık. Derhal parlamentoda grubu olsun olmasın siyasi partilerin Genel Başkanlarını davet ederim, derim ki böyle bir sorun var…
Murat YETKİN- Bu bir devlet krizine dönüşmüş durumda artık kamu sağlığı. Yani az önce örnek verdim bir afet boyutunda.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir afet yani. Dolayısıyla burada çünkü ayrıca Covid-19 sadece AK Partilileri, sadece CHP’lileri vurmuyor ki yani bu bir virüs. Dolayısıyla ya hastalığı olan ya uzun süredir diyelim tedavi gören, başka hastalıklardan dolayı tedavi gören insanlar bu virüs karşısında daha zayıf oluyorlar. Onlara durumu anlatırım. Ekonomik Sosyal Konseyle konuştuk, Ekonomik Sosyal Konsey şu kararı almamızı istedi, bizde oturduk hükümet olarak konuştuk bu kararların şu kadarına biz uyacağız, uymayacağımız bir şeyler varsa talep hangi gerekçelerle uymayacağımızı anlatacağız, sizden şunu istiyorum diyecek. Sizde kendi tabanınıza bu ülke bizim ülkemiz, insanlar bizim insanlarımız, biz hep beraber bu sorunu aşmak istiyoruz, mücadele etmek istiyoruz sizlerde bize destek verin. Bitti. O zaman görüş birliği sağlanır, o zaman devlet doğruları söylemeye başlar, o zaman biz bu salgın hastalıktan nasıl kurtulabiliriz, hangi önlemleri alabiliriz, ekonomik olarak neleri yapmamız lazım bunları çözebiliriz.
Murat YETKİN- Yani zaten sonuçta tıp çalışanlarına, sağlık çalışanlarına, hastane altyapısına, sağlık altyapısına da ekonominin destek olmaya, birbirini destekleyen süreçler bunlar.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani siz bugün izlenen tabloyla geldiğimiz nokta hükümetin gerçekten Covid-19 sürecini yönetemediğidir.
Murat YETKİN- Sağlık altyapısı Türkiye’nin bazı ülkelere göre daha iyi. Doktorlar, hastabakıcılar şahit olduk ki çok fedakarca çalışıyorlar. Ama demek ki yetmiyor bu. Yani yapısal bir takım şeyler gerekiyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Murat Bey bakın, bizim en çalışkan öğrencilerimiz yani üniversite sınavlarında yüksek puan tutturan öğrencilerimiz ağırlıklı olarak tıp fakültelerine giderler. Yani olayı iyi sorgulayan ortaokul, lise, hatta ilköğrenimde başarılı bir sınav vermiş olan artı üniversiteler arası sınavda büyük başarılar elde eden yani en zeki çocuklarımız tıp fakültelerini tercih ediyorlar. Dolayısıyla bizim ülkemiz insan altyapısı açısından Avrupa’da birincidir benim kanaatim o.
İki; bakın bir şey daha söyleyeyim. Toplumunda desteğiyle dedik ki, sağlık çalışanları evine gidemiyor bu insanlar, çocuğunu göremiyor, ya otelde kalıyor, ya hastanede kalıyor. Ki biz büyük katkıda yaptık CHP’li belediyeler olarak. Bunlara en azından bir maaş ikramiye verin. Öyle bir uygulama getirdiler ki Murat Bey, yani bunu duyduğumda önce şaşırdım ama tekrar sordum. Yoğun bakım hemşiresi, yoğun bakım yani bizzat o işin içinde olan. Geçen ay dedi ikramiye diye benim aylığıma ilave eden 7 lira. 7 Türk lirası. Oysa biz demiştik ki maaş belli, kriterde belli, doktor olan kendi maaşına göre, hemşire olan kendi maaşına göre, temizlikçi olan kendi maaşına göre hastanede çalışanlara birer maaş ikramiye verin. Öyle bir dengesizlik yaptılar ki, o kadar büyük dengesizlik yaptılar ki insani değil. Yapmayın o zaman kardeşim yapmayın bunu. Yönetemiyorlar. Niye yönetemiyor onu da söyleyeyim. Hiç kimse karar alacak pozisyonda değil hiç kimse. Ne bakan Sağlık Bakanı, ne Hazine Maliye Bakanı hiç kimsenin karar alma iradesi yok. Bir kişinin iradesi var o da Erdoğan.
Murat YETKİN- Şimdi burada hazır ekonomi alanına girmişken yani oradan devam edelim.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yine de söyleyeyim bakın Murat Bey. Sayın Erdoğan, buradan çağrı yapalım Sayın Erdoğan’a, Ekonomik Sosyal Konseyi topla, Ekonomik Sosyal Konseyi topladıktan sonra bakanların yanında olsun, bu işle ilgili bakanların yanında olsun, sorunu yaşayanları bir dinlesinler ve hangi çözümleri beklediklerini de dinlesinler. Sonra bakanlar kurulu oturur konuşur bu talepleri biz nasıl karşılayabiliriz ne kadar karşılayabiliriz bunu yapalım. Bunu yapsınlar. Bakın hala çünkü bu böyle giderse daha uzayacak öyle görünüyor. Hala tablo iyi bir tablo değil.
Murat YETKİN- Maalesef değil. Yani o görülüyor. Tabi dediğiniz gibi denklemin diğer tarafında ekonomi var. Bütçe konuşmasını yaptınız yani diğer liderleri de dinledim, sizinkini de dinledim. Şimdi orada tabi bu geçim sıkıntısına büyük bir ağırlık verdiniz. Birde bir reform sözü var Erdoğan’ın. Berat Albayrak damadı Hazine ve Maliye Bakanlığını bırakıp gitti, yani görevden af dediler affedilmiş oldu. Fakat bu durumu değiştirmedi. Yani reform sözü ile işte hem yeni Hazine Maliye Bakanı Lütfi Elvan hem Adalet Bakanı Abdülhamit Gül gittiler TÜSİAD’a, TOBB’a onların şeylerini dinlediler. Size gelen oldu mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır.
Murat YETKİN- Başka herhangi siyasi parti?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hükümet kanadından mı?
Murat YETKİN- Evet evet hükümet kanadından.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır gelen olmadı.
Murat YETKİN- Ne tür reformlar bekliyorsunuz? Yani ekonomide Naci Ağbal Merkez Bankası yeni başkanı bir toplantısı yaptı yeni.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Reform yapamazlar. Yapmalarını çok isterim.
Murat YETKİN- Ne yapmalarını istersiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi hangi alanda reform yapacaklar?
Murat YETKİN- Bir ekonomi, birde yargı diye söyleniyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ekonomi diyorlarsa peki Merkez Bankasının bağımsızlığını sağlayacaklar mı? Evet biz Merkez Bankasının bağımsızlığını yeniden inşa edeceğiz diye bir şey söyledi mi? Söylemedi. Niye reform? Artı diğer bağımsız kurumlarla ilgili onların bağımsızlığını sağlayacaklar mı? Hayır. Ekonomide baktığınız zaman ekonomik veriler bizim vatandaşlara saydam bir şekilde aktırılıyor mu? Sosyal Güvenlik Kurumunun açığı ne kadar?
Murat YETKİN- Ben size sormuş olayım. Daha önce Sosyal Güvenlik Sisteminin başındaydınız.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Olağanüstü büyük tam bir karadelik. Ama hiç ses etmiyorlar. Peki orada reform yapacaktı ne oldu o reformlar, niye bu hale geldi? Bütçe açıkları karşılayamaz durumda şuanda. Artı parayı gereksiz, israfı da olağan karşılayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Milletin önüne çıkıp şunu söylemesi lazım Erdoğan’ın. Söz veriyorum, bakın ben bu pandemi sürecinde vatandaşlarımı en az hasarla kurtarmak için Türkiye Cumhuriyeti devletinde israfa son vereceğim. Bir kurum, bir kuruluş israf yapıyorsa derhal bana bildireceksiniz.
Murat YETKİN- Efendim bu israf tanımından ne anladığınıza biraz bağlı değil mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi israf şöyle, yolsuzlukla israf farklı kavramlar. İsraf suç değildir ama etik değil. Şunun için söylüyorum, yemek vereceksiniz bir yerde dostlarınıza yemek vereceksiniz ama insanların yiyeceğinin 5 katı yemek getiriyorsunuz ama onlar sadece bir katını yiyebilirler. Diğeri nereye? Çöpe gidiyor. Faturası kime çıkıyor? 83 milyona çıkıyor. Bunun adı israftır. Veya köprü yapıyorsunuz daha önceki İstanbul Büyükşehir belediyesinden örnek vereyim köprü yapıyorsunuz bir yere, sonra bir bakıyorsunuz ki yol oradan geçmiyor. Bu sefer köprüyü yıkıyorlar. Peki köprü için harcanan para ne oldu? Bakın bu yolsuzluk değil. Yolsuzluk şu, yolsuzluk eğer kamu kaynağını çıkar amaçlı kullanmışsanız, paranın bir kısmını cebinize atmışsanız, dostlarınızın cebine atmışsanız, yandaşlarınızın cebine atmışsanız, 1 liralık işi 5 liraya çıkarıp 1 liralık işi birilerine 5 liraya yaptırıyorsanız bunun adı yolsuzluktur.
Murat YETKİN- Bunun örneklerini verebilir misiniz lütfen? Yani şu saydığınız türden yolsuzluk örneklerini verebilir misiniz? İsrafla yolsuzluğu ayırdınızda o yüzden diyorum.
Kemal KILIÇDAROĞLU- İsraf örneği vereyim. İsraf örneği şudur en somutu olan. Erdoğan’ın neden 13 uçağı var? Bu bir israf. Erdoğan 20 uçakta alabilir, 50 uçakta alabilir…
Murat YETKİN- Bu itibarıdır devletin diyorlar.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim israf devleti itibarsız kılan temel olgudur. İtibar değil itibarsız kılan. Ama yaşamı boyunca itibar eksikliğini hisseden kişiler devletin malvarlığını güç olarak kabul edip kendilerine itibar kazandırdıklarını sanırlar. Böyle bir tablo yok.
Murat YETKİN- Bayağı ağır bir suçlamada bulundunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo gerçek bu. Şimdi 13 tane uçak ne yapacak? Bir uçağa bineceksin, hadi bilemedin iki uçağa bin. Diğerleri? Sigorta masrafları, yakıt masrafları, bakım masrafları, pilot masrafları niye yapıyorsun bunu? Bakın bir taşıt kanunu var. Taşıt kanununa göre devlet kimlere araç tahsis ediyor o bellidir. Devlette birden fazla aracı olmayan kişi kalmadı. İsraf nedir? Örnek vereyim, milletvekilliğinden emekli oluyorsunuz, bir, iki, üç, dört, beş kurumdan da ayrıca aylık alıyorsunuz. Dışarıda milyonlarca işsiz var, aç insan var. O parayı niye oraya vermiyorsun?
Murat YETKİN- Siz bunu bütçede söylediniz isim vermediniz fakat Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı dedi ki ben alıyorum ama o 4 maaşı hayır hasenat işlerine bağışlıyorum, oralara harcıyorum dedi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Devletten elde ettiğiniz haksız gelirle hasenat işi mi olur Allah aşkına? Bu ahlaki değil her şeyden önce. Dinimize aykırı, inancımıza aykırıdır bu. Kendin çalışırsın alın terinle bir para kazanırsın oradan hayır yaparsın eyvallah. Ama sen oturduğun yerde başka bir kuruma hiç uğramadan sana her ay maaşın geliyor. 17 – 25 yolsuzluk olayları oldu değil mi?
Murat YETKİN- Bugünde 17 Aralık’tayız.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Yolsuzluk olaylarında bir evi polis bastı banka genel müdürü. Ayakkabı kutularında paralar gördüler, dolarlar gördüler. İnkar edecek hali yok ne dedi? Ben bu paralarla imam hatip okulu yapacaktım diye. Peki haram parayla imam hatip okulu mu yaptırılır Allah aşkına. İşte bunlar, bakın yolsuzluk bu Allah ile aldatmak rahmetli hocamızın bir kitabı vardı Yaşar Nuri Öztürk’ün Allah ile aldatmak. Bu onun tipik bir örneğidir. Rüşvetten yakalanıyorsunuz ben dini amaçla kullanacağım diyorsunuz.
Murat YETKİN- Bu bütçe görüşmelerinde yine bir polemiğe girdiniz Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay onunla. Siz dediniz ki, Beşiktaş katliamında şehit olanlara işte şu kadar lira veriliyor 121 lira mı demiştiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- 121 lira küsuratı da vardı ama şuanda hatırlamıyorum.
Murat YETKİN- Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı da itiraz etti buna öyle değil diye. O da daha yüksek bir rakam söyledi 191 lira diye ben almışım. Devletin kime ne kadar verdiği belli değil mi ki ayrı ayrı rakamlar var? Herhalde Cumhurbaşkanı Yardımcısının rakamı yanlış değildir.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bunlar doğru değil diyor. Bir sefer bu kadar düşük aylık alan kimse olmaz diyor. Siz böyle sağdan soldan gelen bilgilere değil devletin verdiği bilgilere inanın diyor. Devletin verdiği bilgiler bakın bugün itibariyle aldığı para 1.12.2020 – 192 lira 59 kuruş. Devletin resmi rakamı bu. Şehit ailesine bağlanan ve burada bu şehit ailelerine verilmek üzere halk bağış yaptı 52 milyon lira. 52 milyon lirayı vermediler 192 lira veriyorlar. Peki o 52 milyon lira ne oldu? Yanlış hatırlamıyorsam 44’ü polisti şehit olanların.
Murat YETKİN- 39 polis şehit var, 7 sivil, iki de intihar bombacısı. Toplam 48 kişi 2016.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle mi evet. Şimdi bakın, bu olay şunu gösteriyor. Devletin bilgilerine hakim değiller. Bu emekli sandığının bağladığı maaş. Sen emekli sandığının bağladığı maaştan bile haberin yok, ne olduğundan bile haberin yok. O nedenle devleti bilmiyorlar. Çünkü sarayda oturuyorlar, devlet nedir bilmiyorlar sarayda oturuyorlar. Bürokraside liyakatli bir bürokrasi anlayışını tamamen bıraktılar. Zaten Sayın Yetkin, tek adam rejiminde devlette liyakat olmaz zaten. Tek adam rejiminde olmaz. Çünkü her şey bir kişiye soruluyor. Bakın, Doğu Akdeniz’de Libya’ya giden bir gemimizi durdurdular, 4 saat Ankara’dan yanıt beklediler. Sonra Roma Büyükelçisinin ricası üzerine bir saat daha beklediler. Gemi aranacak, helikopterle inilecek bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kelepçelenecek ve gemide arama yapılacak. 5 saat kimse Erdoğan’a ulaşamadığı için indiler arama yaptılar. Türkiye için hayati bir konu.
Murat YETKİN- Aslında Erdoğan erişilmez bir yerde değildi. Yani sistemde aksayan bir şey herhalde. Çünkü Erdoğan galiba bir Adalet Kalkınma Partisinin bir kongresindeydi. Yani erişilmez bir noktada da değildi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kimse cesaret edip gidemiyor. Eğer bilgi gelmiş 4 saat içinde kendisine ulaşılamamışsa buradaki yetkili onu görevden alması lazım o bakanı. Niye almıyor? Sen Türkiye’yi rezil ettin niye almıyor, alması lazım. Devletin itibarını sıfırladılar.
Bakın Murat Bey şöyle, Erdoğan kibirli bir insan. Dolayısıyla o kibrin aşağıya da aynı ölçüde yansıdığını düşünüyorum. Gemi aranmış, aranır bizde çıkarırız Dışişleri…
Murat YETKİN- Bir dava daha yiyebilirsiniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç önemli değil. Bu davaların tamamını da kazanıyorum onu da söyleyeyim. Bir şey daha var onu da söyleyeyim dava dediğinize göre. Sabah gazetesi malum havuz medyasının bir yayın organı. Yalan üzerine yalan, iftira üzerine iftira bir şey atar. Bir dava açtım para kazandım ama arkası durmuyor. Bu dava açtım 5 paralık. Gazeteye değer veriyorum öbür türlü. 5 paralık dava açtım, tabi 5 para olmadığı için 5 kuruş. 5 kuruşluk davayı kazandım. Nedir bu biliyor musunuz? O gazetenin değerinin 5 kuruşluk bir değer taşıdığını yargı kararıyla tescil ettirdim. Bu çok önemli. O gazetede çalışanlar, ben çalışanlara bir şey demiyorum çalışanlar ve yıllardır o gazeteye emek veren insanlar gerçekten üzülüyorlardır. Hani bizi eleştirebilir ben buna itiraz etmem medya özgürlüğü vardır eleştirebilir. Ama sırf CHP’ye nasıl saldırırım anlayışıyla yola çıkarsanız tarihinde saygın olan bir gazeteyi nasıl bugün okunamaz konuma getirdiniz işte bu olmaz.
Murat YETKİN- Maalesef medyanın durumu çok iç açıcı değil. Tabi toplumun diğer kesimlerinde de benzeri sorunlar olduğu için…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yolsuzluğa bir örnek vereyim. Bakın, havuz medyası öyle beyan ettikleri kadar satmıyorlar. Bunu ben biliyorum, herkes biliyor, bütün gazeteciler biliyor. Yazıyor 350 bin tirajımız var. Efendim 250 bin tirajımız var. 250 bin değil 25 bin bile değil. Ama 250 bin – 350 bin tiraj üzerinden Basın İlan Kurumunu soyuyorlar. Fuat Oktay’a dedim bak dedim sana açıkça söylüyorum o gerçek tirajlar nedir, hangi gazetenin tirajı gerçek tirajı nedir onu denetletin, üstelik saygınlığı olan bir kuruma denetletin bizde gerçekten görelim.
Bakın, havuz medyası iktidarın gölgesi altında devleti soyuyor ve devlet dediğiniz kurum yani saray bu yolsuzluğa çanak tutuyorlar. İşte bu da yolsuzluktur. Kimin parası yeniyor? Fakir fukaranın parası yeniyor, tüyü bitmemiş yetimin parası yeniyor ve buna da orayı sırf finanse etmek için böyle bir kılıf bulmuşlar.
Murat YETKİN- Bu bir sorun haklısınız umarım RTÜK şimdi vaziyet etmez bu duruma.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Keşke vaziyet etse Basın İlan Kurumu keşke vaziyet etse. Keşke dese ki Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor bak kapı gibi uluslararası saygın bir kuruluş gazetelerin tirajlarını saptadı biz bu uluslararası kuruluşa her altı ayda bir denetim yaptırıyoruz. Keşke dese bizde öğreniriz.
Murat YETKİN- Az önce dediniz ki, ben bu ekonomik reformlar. Reform yapılacağına inanmıyorum dediniz. Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal çıktı dedi ki, biz artık kurlara öyle günaşırı müdahale etmeyeceğiz yine de belki edebiliriz filan dedi. İşte enflasyonla mücadele ki kanununa göre Merkez Bankası kanununun zaten enflasyonla mücadele…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Mücadelede sorumlu olan orası.
Murat YETKİN- Evet Merkez Bankası. Siz neden yapamaz diyorsunuz reform hükümet. Yani hani ilk defada gidip TÜSİAD’ın, TOBB’un ayrı ayrı görüşlerini aldılar ne yapacaksınız diye.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük bir ihtimalle hepsi şunu söylemişlerdir, bizim hiçbirimizin can ve mal güvenliği yok.
Murat YETKİN- Siz konuştunuz mu kendileriyle?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır tek tek kurumlarla görüşmedim ama konuştuğum çok sayıda iş insanı bunu söylüyor. Bu ülkede kimsenin can ve mal güvenliği yok. Niye yatırım yapılmıyor? Yabancı sermayede gelmiyor, o da bir biliyor Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Siz hukuk reformu yaptınız mı, düşünce özgürlüğünü sağladınız mı, medya özgürlüğünü sağladınız mı?
Murat YETKİN- Şimdi hukuk reformu konusuna bende gelecektim sorumların arasında var. Madem konuyu şimdi açtınız…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi özgürlüğün yani ekonomik olarak TÜİK doğru rakamları veriyor mu? Vermiyor. Kim söylüyor bunu? Sayın Davutoğlu söylüyor. Ne zaman için söylüyor? Başbakanlığı döneminde söylüyor. Daha sonra Davutoğlu’nun partisinden eski TÜİK Başkanı ifade ediyor. Diyor ki, Maliye Bakanlığından verileri istedik efendim burada sır vardır biz bunu gönderemeyiz ama ben oradan ayrıldıktan sonra damadın talimatıyla bütün veriler oraya gelmeye başladı ve ondan sonrada kalktılar milli gelir şu kadar arttı, milli gelir bu kadar arttı diye açıklamalar yaptılar.
Murat YETKİN- Anketler var pek güvenilirliği yok diye söyleniyor açıklamaların. Yani doğru olsa bile vatandaşın doğru olmayabilir kuşkusu var. Anketler onu gösteriyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Murat Bey buradaki sorun şu, devleti yönetenlere güvenmiyorlar. O güvensizlik giderek artıyor sürekli neden? TÜİK eğer gerçek bilgileri halka yansıtırsa o zaman o kurumun bağımsız olduğunu, siyasi iradeden etkilenmediğini, hangi rakamlara ulaşıyorsa o rakamları da yayınladığını söylemesi lazım. Ama bu yapılmıyor.
Murat YETKİN- Şimdi bir ekonomi alanında reform vaat etti Sayın Cumhurbaşkanı birde hukuk reformu vaat etti. Hukuk reformu konusunda TBMM’ye henüz gelen bir şey…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Devlet Planlama Teşkilatını yeniden inşa edecekler mi?
Murat YETKİN- Böyle bir işaret yok.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ne reformu yapacaklar ekonomide? Bir ülkenin 5 yıllık, 10 yıllık, 20 yıllık hatta bazı gelişmiş ülkelerde 50 yıllık planlamaları yapılır. Bizde planlama teşkilatı kalmadı. Ki, sizde bilirsiniz o Devlet Planlama Teşkilatında toplumun değişik kesimlerinden en yetkin insanlar gelir görev yaparlardı ve dolayısıyla karayolları işi mi nereye ihtiyacımız var, ne kadar kaynak ayrılması lazım, kaynakların nereye yatırılması lazım, verimlilik nerede sağlanacak? Bu yapılırdı ve bu planlamalar açıklanırdı. Ayrıca sivil toplum örgütleriyle, meslek kuruluşlarıyla tartışmalar yapılırdı. Bende iki ayrı komisyonda, emekli olduktan sonra iki ayrı komisyonda görev yaptım biri kayıt dışı ekonomi, diğeri sosyal güvenlik. Peki ne oldu şimdi bunların hiçbirisi yok. Orayı sıradan bildiğimiz devlet dairesine dönüştürdüler. Şimdi bir ülkenin geleceğini planlayamıyorsanız, planlayan kişileri tamamen devre dışı bırakmışsanız, liyakati tamamen sonlandırmışsanız siz hangi ekonomi reformunu yapacaksınız?
Bir şey daha söyleyeyim. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devletinde birkaç kurumun özel bir ağırlığı vardı. Maliye Teftiş Kurulu Osmanlıdan gelen bir kurul. Onu örnek alıp özel sektörde vergi denetimi yapmayı ağırlıklı olarak gerçekleştiren Hesap Uzmanları Kurulu. Devlet Planlama Teşkilatına uzman olarak girmek olağanüstü zordu. Dışişleri Bakanlığında büyükelçi olmak için yabancı dil bileceksiniz, en küçük yerden başlayacaksınız, zaman içinde büyüyecek dünyayı tanıyacaksınız. Bütün bunlardan sonra büyükelçi oluyorsunuz. Yani liyakat dediğimiz kavram sıradan bir kavram değil. Ne yaptılar? Hesap Uzmanları Kurulunu kapattılar, Maliye Teftiş Kurulunu kapattılar, Maliye Teftiş Kurulundan çıkanı nereye getirdiler? Merkez Bankasına Başkan yaptılar başka adam bulamadılar. O zaman bu kurumu niye kapattın sen? Devlet Planlama Teşkilatını kapattılar ama o kurumda yetişen bir kişiyi bugün getirdiler Hazine ve Maliye Bakanı yaptılar. Hiç acaba sorguluyorlar mı bu kurumlardan yetişenler hala bu devlet için çalışıyor.
Murat Bey, ben hesap uzmanıyım eski biz sınavlara girecek arkadaşları şöyle tespit ederdik. Siyasal bilgiler fakültesine giderdik hocalarla konuşurduk, bu okulda değişik bölümlerde okuyan arkadaşlar var en çalışkan öğrenciler kim? Bize isimlerini verirlerdi biz gider o öğrencilere derdik ki gelip bizim sınavlara girer misin? Maliye Teftiş Kurulu da giderdi o da derdi oraya gitmeyin bize gelin derdi. Yani biz kapışırdık siyasi görüş falan değil kim çalışkan onu alır ve yetiştirirdik. Şimdi bakıyorsunuz bunları kapattınız, liyakat tamamen bitti ben ekonomide reform yapacağım. Kiminle yapacaksınız reformu? Ekonomiyi batırdınız.
Murat Bey, bir ülkenin yönetiminin ekonomide başarılı olup olmadığını belirleyen temel unsur istihdam yaratıp yaratmadığıdır ekonomik politikaların. Ekonomik politikalar istihdam yaratıyorsa Almanya gibi, Fransa gibi, Japonya gibi…
Murat YETKİN- Büyüme zaten bu. Gerçi büyüme rakamları olumlu geldi diyor hükümet. Üçüncü çeyrekte 6.7.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim 8’de diyebilirler kime inandıracaksınız. Adamın evindeki tencereye bakıyor sonuçta tencerede bir şey yok. Ekonomi büyümüş. Birileri için büyüyor tabi hem de çok hızlı büyüyor. Yol, köprü, dolar garantili paralar bunlar için büyüyor. Dolar ne kadar yükselirse onlar bayram yapıyorlar zaten. Peki esnaf? Esnaf perişan vaziyette. Dolayısıyla ekonomik reform yapacaksanız bu liyakatli kadroları sizin bulmanız lazım, bunları yetiştirmeniz lazım. Siz buraya kalktınız öyle yüz kızartıcı bir iş yaptınız ki rüşvet aldığı bilinen kişileri getirdiniz Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmayan bir makama büyükelçiliğe atadınız. Bu bir yüz karası işlemdir. Siz nasıl bunu büyükelçi yaparsınız? Sayın Çavuşoğlu beni ziyarete geldiğinde Dışişlerinden de birkaç bürokrat vardı. Dedim ki Sayın Bakan, sizden rica ediyorum bakanlığın yetiştirdiği deneyimli elemanlar varken bunları büyükelçi yapın. Siz dışarıdan gidip de partiliniz veya partili olmayan birisi getirip büyükelçi yapıyorsunuz bu doğru değil. Dışişleri Bakanlığı sıradan…
Murat YETKİN- Ne dedi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim bu bir iki istisna yaptık dedi ama o istisnalar giderek büyüyor. Tabi kendi iradesinde değil sarayın iradesinde.
Murat YETKİN- Hukuk reformuna girelim mi, yargı reformuna girelim mi? Ne bekliyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir şey.
Murat YETKİN- Ne yapılması lazım ve ne bekliyorsunuz? Yani hiçbir şey yapmayacak mı yoksa ne yapacak hükümet?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi yargı reformu ne demektir? Yargının siyasi otoritenin veya bir başka otoritenin etkisinde olmaması demektir.
Murat YETKİN- İyi işlemesi demektir. Yani daha iyi işlemesi adalet dağıtması.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi yani. Hakim dediğiniz insan toplumun en saygın olan bireylerinden birisidir. Hakim yaşayışı itibariyle de topluma örnek olur. Yemek yediği lokantadan tutun gideceği kahveye kadar farklıdır, özenle seçer, biz meslekten böyle yetiştik aynı şekilde hakimlerinde yetiştirildiğine inanıyorum ben geçmişte. Şimdi reform yapacağız diyorlar. Son İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ne zaman geldi Yargıtay’a?
Murat YETKİN- Bir hafta oldu galiba.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir hafta. Bir hafta içinde bir kararın altına imza attı mı?
Murat YETKİN- Atıysa da bilmiyoruz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Atmadı. Hiçbir kararın altında imzası yoktur. Çünkü okuyacak dosyası yoktur. Şimdi siz bunu alıyorsunuz Anayasa Mahkemesine üye yapmak istiyorsunuz. Bu mudur hukuk reformu? Bari Yargıtay’da bir kalsın, bu Yargıtay denen kurum nasıl çalışıyor, gelenekleri nedir? Bakın her kurumun kendi özel gelenekleri vardır. Ben Maliye Bakanlığına Daire Başkanı olarak gittiğim gün kimlerin benden önce Daire Başkanı ya da Genel Müdür Yardımcısı olacağını ben bilirdim. Benden üç gün önce atanan kişi o Genel Müdür Yardımcısı olurdu. Görüşü ne olursa olsun. Sonra sıra bana gelir ben olurdum. Kuralın dışına çıktığınız zaman büyük bir tepki alırdınız.
Murat YETKİN- İddialar ortaya atıldı biliyorsunuz üç Yargıtay üyesi adaylıktan çekildi ve İrfan Fidan’ın bir yerde önü açılmış oldu gayet de yüksek bir oy almış.
Kemal KILIÇDAROĞLU- 107 galiba.
Murat YETKİN- Daha fazla gibi. Ama seçildi. Halbuki İrfan Fidan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden alındığı zaman böyle iyimser yorumlarda çıktı tenzili rütbe dendi Yargıtay’a gidişi. Oysa Anayasa Mahkemesi üyeliğinin önü açılıyor gibi. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu konuyu? Çünkü epey şikayetler vardı hakkında.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir, İrfan Fidan’a bir Yargıtay kararına dahi imza atmamış pozisyonda olan bir kişiyi biz Anayasa Mahkemesine gönderelim diye 101 Yargıtay üyesi imza atıyorsa bir merkezden aldıkları talimatla. Benzer olay ne zaman yaşanıyordu? Benzer olay FETÖ döneminde de yaşanıyordu. Orada birde kanun çıkardılar 140 militan atadılar. Ben 140 militan atadınız dediğim zaman kıyamet koptu aynı tablo bugünde var. Ayrıca ben İrfan Fidan için şunu da söyleyeyim, iddianamelerinde intihal yaptı. İntihal suç mu suç. Peki suçlu olan bir adamı, intihal yapan bir adamı Anayasa Mahkemesi gibi bir makama nasıl getiriyorsunuz? Hangi ahlaki kriterle getiriyorsunuz?
Murat YETKİN- Bir şey söylediniz az önce dediniz ki zamanında Fethullahçılarda bunu yapıyordu.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle, yöntem aynı yöntem değişen bir şey yok.
Murat YETKİN- Yani bu 2010’daki anayasa değişikliğinden sonra adeta açıldı bu işin önü o zamanda öyle bir gruplaşma vardı. Şimdi kim gruplaşıyor? Yani o zaman Fethullahçıların yaptığını ki ondan sonra işte bu 15 Temmuz 2016’daki bu hain darbe girişimine doğru gidiyordu.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Gruplaşmaya gerek yok Erdoğan tek başına talimatları veriyor bunu yapacaksınız diyor.
Murat YETKİN- Hangi grup bu defa hani bir Fethullahçılar gibi bir grup mu var yoksa başka türlü bir oluşum mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo saraydan talimat alanlar. Yani iradelerini saraya kiralayan insanlar. Bir hakim iradesini başka bir yere kiralamışsa ve Yargıtay’daki bir kararın altına hala imza atmamış bir kişiyi Yargıtay üyesi deyip Anayasa Mahkemesine gönderiyorsa o kurumda çürüme başlamıştır ve çürüme giderek büyüyecektir.
Murat YETKİN- Yargıtay’ı suçluyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi yani kimi suçlayacağım. Çünkü anayasaya göre hiç kimse hakime talimat veremez. Anayasa böyle diyor. Ama anayasa askıda. Askıda ekmek gibi. Ne oluyor? Talimatı alıyor gereğini yapıyor. Şimdi iki Barış arkadaşın yazdığı Cendere’ydi galiba o kitabında gayet güzel anlatıyor. Erdoğan’ın avukatlarının hakimleri nasıl götürüp özel bir yere götürüp hatta efendim kararı önce biz görelim belki düzeltiriz diye açıklamalarda yapılıyor. Peki Allah aşkına bu iki hakimi daha sonra ödüllendirenler kimler? Cumhurbaşkanının avukatları neden yargıya bu kadar giriyorlar? Onların istediği kararları alan hakimler neden Yargıtay’a üye oluyorlar? Anayasa Mahkemesi kararını uygulamayan hakimler neden el üstünde tutuluyorlar?
Murat YETKİN- Peki şimdi sorumu tekrar soruyum. Hukuk reformu olarak ne bekliyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiçbir şey beklemiyorum. Hukuk reformu yapacak olanlarda önce bir adalet duygusu olması lazım. Adaletin ne olduğunu bilmesi lazım. Benim dediklerimi yapacak hakimler gelecektir. Reformdan kastettiği o. Şimdi yargıda reform yapacağız diye cümleye başlıyor, hukuk reformu yapacağız diye başlıyor arkasından eski HDP’nin Genel Başkanı Selahattin Beyle o teröristi hatta tam cümleyi buluyum o da enteresan bir şey. Yani ağır bir suçlama yapıyor ona karşı.
Murat YETKİN- Terörist dedi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet evet. Bakın, yargının işine müdahale etmek benim haddime değil. Ama şunu herkesin bilmesi lazım ki, özellikle Selahattin Demirtaş gibi bir teröristin bu noktada varsa söz hakkını koruyacak değiliz. Ki böyle bir şey yok. Ben inanıyorum ki bizim yargımız Selahattin Demirtaş gibi bir teröriste böyle bir imkanı hazırlamaz diyor. Biz ne gerekiyorsa sonuna kadar bunun mücadelesini veririz ve böyle bir teröristin asla önünün açılmasına yol vermeyiz diyor. Yani ben hakimim diyor ben yol vermem. Şimdi bu kafadan siz yargı reformu bekleyebilir misiniz? İnsan haklarını bekleyebilir misiniz? Sözcü gazetesine yapılanlar. Ne yaptı Sözcü gazetesi? Özgür medyaya baskı kuruluyor. Bakın özgür medyaya. Basın İlan Kurumu üzerinden kuruluyor, RTÜK üzerinden kuruluyor, bu yetmiyor aynı zamanda patronları üzerinden de vergi denetimi yaparak. Seçilmiş vergi denetim elemanlarıyla. Sanki İstanbul’da hiç denetim elemanı yok Ankara’dan özel seçilmiş kişileri gönderiyorlar. Sanıyorlar ki biz devletin baskısıyla bunları sustururuz. Onlar zaten susmaz ki, halkın yanında onlar sarayın yanında değil bu medya organları halkın yanında. Bütün zor koşullara rağmen gazetecilik yapıyorlar, yayın yapıyorlar.
Murat YETKİN- Yapmaya çalışıyoruz hep beraber.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Gerçekten, şimdi hem bunu yapacaksın sonrada çıkıp biz reform yapacağız. Aslında bu lafı söylemesinin tek bir nedeni var AB bize yaptırım uygulamasın. Biz reform yapacağız bekleyin.
Murat YETKİN- Şimdi AB kısmına girebiliyoruz. Bugün programın başında söyledik siz bir Zum toplantısı yaptınız artık hayatımıza girdi bunlar yeni normal bu. AB büyükelçileriyle. Kritik bir zamanda bu toplantı…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ve AB’nin Türkiye Başkanı.
Murat YETKİN- Evet. Kritik bir zamanda yapılıyor çünkü AB yeni kararlar aldı Türkiye’ye yaptırım öngörüyor ama bunu da Mart ayına bıraktı çünkü işte biraz Amerika ne yapacak herhalde onu görmek istiyorlar. Bu yaptırımlar Türkiye’yi tabi sürekli olarak AB’nin son zamanlarda dışlamasına, ötekileştirmesine zemin veriyor. Bunu ben detaylı sizinle konuşmak istiyorum. Zannediyorum bir reklam arasına gireceğiz ama sonra sizinle hem bu AB, yaptırımlar, ABD, biraz şu aday olacak mısınız, olmayacak mısınız o çok tartışmaya yol açtı. O konulara da gireceğiz.
Efendim programın ilk bölümünde bu koronavirüs meselesini konuştuk, ekonomi konuştuk biraz. Sayın Kılıçdaroğlu ne ekonomi alanında ne yargı, hukuk alanında Sayın Cumhurbaşkanının söz verdiği reformların yapılamayacağını çünkü anlayışın bu olmadığını.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Böyle bir anlayışa sahip değiller. Söylem olarak dile getiriyorlar ama eylem olarak tam tersini yapıyorlar. Zaten Erdoğan hukuk reformu yapacağız demesi Türkiye’de hukukun olmadığının itirafıdır. Ekonomide reform yapacağız demesi ekonomiyi perişan ettik nasıl düzelteceğiz bilmiyoruzun itirafıdır.
Murat YETKİN- Bunları konuştuk Sayın izleyiciler. Şimdi şeyde kalmıştık siz bugün AB’nin Ankara’daki AB ülkelerinin Ankara’daki büyükelçileri ve AB temsilcisiyle bir toplantı yaptınız. Bu da kritik bir dönemde oldu. Türkiye’ye yaptırımlardan söz ediliyor. Sözler zaten verilmiyor, AB bir süredir Türkiye’yi dışlıyor. Şimdi birde Doğu Akdeniz bahanesiyle ya da gerekçesiyle bu… Nasıl geçti toplantınız önce onu soruyum. Yani onlar neler sordu. Çünkü siz ne zaman AB ya da başka büyükelçilerle görüşseniz işte Türkiye’yi şikayet etti eleştirilerine de maruz kalıyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle Murat Bey, tabi bu yaptırımlar konusunu onlar sormadılar ama bu konuda bir karar alınmadığı ifade edildi. Bende Türkiye’ye yaptırım uygulanmasının doğru olmadığını, yaptırımların suçu günahı olmayan 83 milyon insanı cezalandırma anlamına geldiğini, oysa biz ilişkilerimizi büyütmek, geliştirmek zorundayız bu çerçevede olaya bakılması gerektiğini, eğer bir reform istiyorsanız Türkiye’de hukukta, ekonomide herhangi bir alanda reform istiyorsanız bunu siyasetçilerin bir araya gelip konuşmalarını, hangi reformların hangi süreç içinde yapılacağı konusunda anlaşmalarını ve bizimde bu reformu destekleyeceğimizi unutmayın dedik. Ve şunu da söyledim, yani şunu da söyleyeyim dedim hani AB’yle uyum çerçevesinde parlamentoya gelecek olan kanun teklifleri geçmişte tamamı parlamentodan oybirliğiyle çıkmıştır. Yani sadece CHP değil. Dolayısıyla böyle bir kolektif irade var parlamentoda ama hükümet getirmediği zamanda zaten hiçbir şey gerçekleşmiyor.
Murat YETKİN- Bu dış politika konusuna bir parantez açalım çünkü şimdi tam bu noktaya geldik. Benimde sormak istediğim bir şeye geldik. Şimdi bu bahsettiğiniz dönem yani AB uyumu denilen dönemde yapılan reformlar ki 9 anayasa değişikliği ve anayasa değişikliği öneminde belki daha da önemli kanun değişiklikleri örneğin ceza kanunu gibi, medeni kanun gibi değişiklikler 2002 – 2003 – 2005 yılları arasında yapıldı. Burada da TBMM’de AK Parti ile CHP’nin işbirliğiyle yapıldı. Ne referanduma gidildi, ne bir kutuplaşmaya yol açtı TBMM’de yapıldı. Şimdi size kritik bir şey soracağım. Bu aslında vatandaşların bir kısmının da kafasında var. Bu kutuplaşma yani şimdi iki cephe var artık Türkiye’de. Bir, cumhur ittifakı, bir millet ittifakı sizin ve İYİ Partinin.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim, İYİ Parti, Demokrat Parti ve Saadet Partisi.
Murat YETKİN- Diğer tarafta da AK Parti, MHP var. BBP’de var. Böyle bir cepheleşme var ve artık sizde ifade ediyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı da ifade ediyor ki artık önümüzdeki seçimler partiler arasında değil cepheler arasında seçimler olacak.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Önümüzdeki seçimler Murat Bey, parti seçimi değil, partilerin seçimi de değil. Önümüzdeki seçimler demokrasiyi isteyenlerle tek adam rejimini, otoriter rejimi isteyen kişiler arasında olacak. Anlayış arasında olacak. Demokrasiyi isteyen, düşünce özgürlüğünü isteyen, basın özgürlüğünü isteyen, yargı bağımsızlığını isteyen, vatandaşa can ve mal güvenliğini garanti edenler bir tarafta, demokrasiyi isteyenler bir tarafta, bizim öyle o kadar demokrasiye ihtiyacımız yok bir tane adam var zaten tepemizde efendim biriside zaten kendisine göre haksızlık yaptığını düşünüyorsa kafasına vuruyor, istediği zaman hapse atıyor, istediği zaman hapisten çıkarıyor biz bu rejime yani otoriter rejime biz oy vereceğiz diyorlar. Dolayısıyla bu iki anlayış önümüzdeki seçimlerin sonucunu doğuracak.
Murat YETKİN- Şimdi burada Anayasayı siz diyorsunuz ki biz bu seçimi kazanırız öyle diyorsunuz herhalde?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Çünkü ben bu ülkede sağcı, solcu, ortacı bu ülkede aydınların, sade vatandaşların, çiftçilerin, emeklilerin demokrasiden yana tavır alacaklarını düşünüyorum. O nedenle sık sık söylüyorum ben bu milletin ferasetine güveniyorum. Tek adam rejiminin mutfakları nasıl boşalttığını, tek adam rejiminin masum insanları aylarca, yıllarca hapishanelerde nasıl tuttuğunu, tek adam rejiminin havuz medyası dışındaki diğer medyaya göz açtırmadığını, her türlü cezayı ağırlıklı olarak verdiğini, kamu bankalarının sadece havuz medyasına reklam vermesini, diğer televizyonlara veya gazetelere reklam verilmemesini dile getirdiğini, daha doğrusu yönlendirildiğini bu şekliyle kararlar alındığı ve yönlendirmenin yapıldığını, hatta bazı kamu bankaları CHP’li belediyelere bile kredi açmak istemedikleri acaba yukarıdan şikayet gelir ve bizi görevden alırlar mı? Dolayısıyla bunların hepsini düşünmek lazım. Vatandaşında bunu görmesi lazım.
Murat YETKİN- Haklısınız. Bunları diyorsunuz ki, biz bu seçimi kazanacağız ve anayasayı değiştireceğiz. Anayasayı değiştirmenin bir yolu daha var. Yani seçim gitmeden öncede bir yolu var çünkü hani bir gazeteci olarak bende görüyorum ki, aslında AK Partide içinde bulunduğu durumdan belki Sayın Cumhurbaşkanının kendisi de çok memnun değil. Çünkü bu yüzde 50 artı 1 sistemiyle şuanda AK Parti adeta ayağından prangalanmış durumda MHP’yle.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle, zaten iradesi yok şuanda. Bağımsız iradesi yok.
Murat YETKİN- Yani fiili bir veto hali yaşanıyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Bir kişi kendi koltuğunu korumak için her türlü ödünü vermeye razı olursa o kişi ülkeyi yönetemez.
Murat YETKİN- Sayın Erdoğan’dan söz ediyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Başka kimden söz edeyim tabi. İç politikada da böyle, dış politikada da böyle.
Murat YETKİN- Sormak istediğim soru şu efendim. AK Parti’yle CHP’nin uzlaşma ihtimali var mıdır anayasayı değiştirmek için? Hani sonuçta bugün anketlere göre yüzde 35 filan gösteren anketler var AK Parti’yi yani yüzde 34’le AK Parti zaten tek başına iktidar olmuş 2002 seçiminde. Şimdi anayasayı değiştirmenin meclisteki yollarına bakacak olursak AK Parti’yle CHP’nin oy toplamları 427 yani bugünkü sandalye dağılımına göre. Yani hiç başka bir şeye ihtiyaç kalmadan TBMM’de bu çözülür ortada ne kutuplaşma kalır, ne başka bir şey kalır. Böyle bir ihtimal görüyor musunuz? Herhangi bir şekilde sizin ve Erdoğan’ın uzlaşma ihtimali var mı? Bunun şartları nelerdir? Çünkü bu yani geriye dönüp baktığımda yine görüyorum 2003 – 2005 dönemindeki reformlar sayesinde evet AB bize gerçekten çok büyük bir ihanet etti yani öyle deyim çünkü sözlerinde durmadılar ama onu izleyen dönemde hem siyaset hem ekonomide bir rahatlama dönemi yaşanmıştı. O olmadığı zaman kutuplaşma başlayınca da o adım adım geri gitti. Böyle bir ihtimal var mı Sayın Kılıçdaroğlu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Böyle bir ihtimalin olabilmesi için Erdoğan’ın demokrasiye inanması lazım, hukukun üstünlüğüne inanması lazım, her şey benden sorulur anlayışını bırakması lazım. Devlette kesinlikle liyakati egemen kılması lazım. Bu anlayışı ben kabul ediyorum derse reform yapılır tabi. Yani onlar geldiler de biz güçlendirilmiş parlamenter sistem istiyoruz, bakanlar parlamentoya gelmeli, her türlü hesabı vermeli, bütçe sorgulaması yapılabilmeli, devletin rakamları doğru dürüst açıklanabilmeli, bakan parlamentoya karşı, başbakan parlamentoya karşı sorumlu olmalı, cumhurbaşkanlığı sadece devletin sigortası olarak sınırlı yetkilerle bütün Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil edebilmeli. Böyle bir anlayışla gelirlerse biz niye hayır diyelim ki. Ama önce bu anlayışa sahip olacaksınız. Şimdi hukuk reformu isteyen kişinin hukukun üstünlüğü kavramını içselleştirmesi lazım bunu yaparsa… Şimdi bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ediyor. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin edemez. Bir partinin Genel Başkanı hakim tayin ederse o hakime bende güvenmem başkaları da güvenmez. Çünkü onu oraya getiren tarafsız bir kişi değil taraflı bir kişi. Bugün Anayasa Mahkemesine yapılan seçim gibi. Bu niyeti bünyesinde ya da ruhunda ya da düşüncesinde taşıyan kişinin Yargıtay’da oynanan bu oyunu bozması lazım. Bir dakika ya arkadaş sen daha yeni geldim bir kararın altında imzan yok seni Anayasa Mahkemesine öneriyorlar. Vicdan sahibi hiçbir yargıç bunu kabul etmez. Orada başka adam mı yok, yıllarını Yargıtay’a vermiş insanlar mı yok? Bu konuda gerçekten makale yazmış, kitap yazmış yargıçlar mı yok? Var. Niye onları seçmiyorsunuz? Bir kişinin talimatı üzerine seçiliyor ve üstelik hiçbir Yargıtay deneyimi yok.
O açıdan bize iyi niyetle evet yani biz gerçekten de…
Murat YETKİN- Bir uzlaşma ihtimali olabilir mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onlara bağlı bize değil. Bakın biz Türkiye’nin çıkarı için ne gerekiyorsa hepsini yaparız. Bir örnek vereyim size, 15 Temmuz’dan sonra galiba 16 Temmuz’du saraya gittim bir kez gittim zaten. Konuştuktan sonra yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlattım. İlk yapılacak işin yargı bağımsızlığını sağlamak olduğunu söyledim. Erdoğan’da, Bahçeli’de, Binali Beyde o zaman dediler bu yargı bağımsızlığıyla ilgili bir komisyon kuralım gerekli değişiklikleri yapalım. Tabi dedim. Ben dedim bir arkadaşımı Sayın Bülent Tezcan o zaman MYK üyesiydi ben onu görevlendiriyorum bir alt çalışmayı yapsınlar sonra Genel Başkanlara sunulur uzlaşırsak sonra hep beraber bunu parlamentodan geçiririz. İki toplantı yapıldı üçüncü toplantıya gelmediler. Bunlara nasıl güveneceğiz?
Murat YETKİN- Neden?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Gelmedi yapmak istemediler. Erdoğan yetki almış istediği hakimi tayin ediyor. Efendim HSK zaten emrinde. Kaldı ki sadece o da değil onun avukatları aynı zamanda yargı camiasını onlar yönetiyorlar. Onların avukatları istediği kişi Yargıtay üyesi yapıyorlar, istediği kişiyi Danıştay üyesi yapıyorlar, istediği hakimi çağırıp fırça attırıp karar yazılmadan önce benim görmem lazım gerekirse düzelteceğim. İki hakimde boyunlarını eğip emredersiniz diyorlar. Bu nasıl bir anlayıştır? Sonra kalkacak bana efendim Türkiye’de yargı bağımsızdır anayasanın 138. maddesi. Murat Bey, İngiltere’nin yazılı bir anayasası var mı? Yok. Hiç kimse İngiltere’ye dönüp sizde demokrasi yoktur, sizin anayasanız yoktur diyor mu? Demiyor. Tam tersine İngiltere’yi demokrasinin beşiği olarak görüyor bütün dünya. Anayasa var mı? Var. Hiç kimse hakime emir ve talimat veremez diyor mu? Diyor. Sen emir ve talimat veriyor musun? Evet emir ve talimat veriyorsun. HSK hakimlerin eğitiminde bir broşür basıyor şu davalarda diyor nihai kararı vermeden önce bize danışacaksın diyor. Hakimin iradesine baştan ipotek koyuyor.
Murat YETKİN- HSK’nın başında kim var? Adalet Bakanı var.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Adalet Bakanı var. Şimdi Adalet Bakanı çoğu yerlerde devre dışı bırakılan bir bakandır. Asıl Adalet Bakanlığını saray adına yapan onun yardımcıdır oraya atanan yardımcısıdır. Bütün kararları o verir. Yargı camiasına talimatı da o verir.
Murat YETKİN- Şimdi bu anayasa çalışmaları, perde arkasında anayasa çalışmaları olduğu yolunda çok iddialar var. Sizin işte sadece İYİ Partiyle değil HDP’yle de bu çalışmayı yürüttüğünüz… Siz böyle bir şey yok dediniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok, olsa deriz yani, yaptık deriz yani.
Murat YETKİN- Peki yani meclisin üçüncü büyük partisi bir suç mudur yani onlarla konuşmak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır yani olsa… Ben Mithat Beyi ararım belli bir şey olduğu zaman konuşurum Mithat Beyle, diğerleriyle de konuşurum ne var yani bu meşru, arkasında 6,5 milyon oy alan bir parti. Onlar ayrı parti biz ayrı partiyiz.
Murat YETKİN- Gerçi MHP lideri diyor ki kapatılsın. Hatta AK Partiden destek gelmeyince ona da tepki gösterdi Sayın Bahçeli. Hani parti kapatma dönemine mi artık döneceğiz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bir taraftan demokrasi deyip öbür taraftan partileri kapatacağız diye yola çıkarsanız ve bu talimat yargının kendi işleyişi içinde değil de siyasi otoritenin talimatıyla yapılacaksa orada zaten demokrasi yoktur.
Murat YETKİN- Zaten parti kapatma meselesinde yine Anayasa Mahkemesine gidiyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı önce yazacak bu parti kapatılsın mı, kapatılmasın mı deliller sunacak. Ondan sonra bu Anayasa Mahkemesine gidecek Anayasa Mahkemesi oturup karar alacak. Erdoğan kapatılmasını istiyor mu bilmiyoruz. Ama Bahçeli istiyor.
Murat YETKİN- Sayın Numan Kurtulmuş hani bu konuda bir tepki gösterince ismini vermeden Sayın Bahçeli ona tepki gösterdi bu defa hani bana destek olunmuyor gibi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- İyi devam etsin o zaman cumhur ittifakında ne işiniz var bozarsınız ben kapatılma talimatını verdim Erdoğan’a medya aracılığıyla verdim. Buna sen Numan Kurtulmuş cevap verdin yani bu işe hiç girmeyeceğim diye. O zaman senin bu ittifakta ne işin var? Ayrılacaksın. Belki de ayrılma zemini arıyor Bahçeli çünkü MHP’nin oylarında ciddi bir düşüş var. Ayrılmak istiyor olabilir. Biz tabi konuşmuyoruz.
Murat YETKİN- Düşüş varsa niye ayrılsın hazır iktidar ortağı konumunda niye ayrılsın ki o zaman?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bilmiyorum yani. Çünkü şöyle, o alana pek girmek istemiyorum ama Devlet Bahçeli kabinede parti olarak yer almamakla beraber şuanda iktidarı ve kadrolarını yöneten kişi. Bütün haksızlıkları da destekleyen kişi. Yolsuzluklar karşısında ses çıkarmayan kişi. Şimdi MHP’nin tabanı yolsuzluklar konusunda, haksızlıklar konusunda duyarlı bir partidir kimsenin hakkını yemek istemem. Yani bir vatanseverliği yolsuzluk yaparak elde etmek gibi bir garabette hiç bulunmadılar. Dolayısıyla o taban vatanseverdir evet, o taban cumhuriyeti seviyor, o taban aynı zamanda Atatürk’ten de yanadır. Ama yapılan uygulamalar iktidarın yaptığı bütün bu uygulamalar bu söylediğim kuralların tamamen dışındadır. Ama Bahçeli ben destekleyeceğim diyor.
Murat YETKİN- Siz en çok fiziki saldırıya uğrayan siyasi lidersiniz şuanda.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle.
Murat YETKİN- PKK size suikaste teşebbüs etti. Çubuk’ta şehit cenazesinde fiziki saldırıya uğradınız.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle. İstanbul Fatih’te.
Murat YETKİN- Fatih’te aynı şekilde. Sonra Adalet Yürüyüşü sırasında İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre bir IŞİD saldırısı bertaraf edildi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ve mecliste.
Murat YETKİN- Şimdi bütün bunların yanı sıra Alaattin Çakıcı size alenen yani kamuoyuna açık bir şekilde hakaret dolu tehditte bulundu ve Bahçeli’de buna arka çıktı. Sayın Cumhurbaşkanı da hiçbir şey söylemedi. Ne hissettiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Benden korkuyorlar.
Murat YETKİN- Yani Cumhurbaşkanının bu konuda bir tepki göstermemesine ne hissettiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani o onaylamak demektir. Benden korkuyorlar bunu gayet net ve gayet…
Murat YETKİN- Sizi korkutmak istiyorlar bir yandan da herhalde.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim benden korkuyorlar ve işte saldırı falan yaparsak bu halka gerçekleri söylemez artık sesini keser bir yerde oturur. Ben öyle bir karakterde birisi değilim. Bir yerde bir kişinin hakkı yenmişse ben o kişinin hakkını, hukukunu savunmak zorundayım. Burası sıradan bir parti değil ki bu parti Cumhuriyet Halk Partisi. Köklerinde adalet var, hukuk var, insan hakları var. Bütün bunları köklerinde taşıyan ve büyütmeye çalışan bir partinin Genel Başkanı üç tane, beş tane çapulcu saldırdı diye veya bir terör örgütü saldırdı diye veya bir mafya bozuntusu efendim çıktı şunu söyledi diye biz davamızdan Türkiye sevdasından vaz mı geçeceğiz? Geçmeyiz. Korkuyorlar, korktukları için saldırıyorlar. İstedikleri kadar saldırsınlar biz inandığımız yolda devam edeceğiz hiç kimsenin endişesi olmasın. Ben şunu söylemiştim, Türkiye’de vatandaşın bir sorunu varsa biz dile getireceğiz ama bize karşı saldırılar olacak. Bizi susturmak isteyecekler. Eğer bu ülkede biz bunları dillendirme sonucunda saldırıya uğrayacaksak ve bir bedel ödenecekse o bedeli önce siyasiler olarak biz ödeyeceğiz bunu söyledim.
Murat YETKİN- Siz bunu diyorsunuz cesursa bir tutum alıyorsunuz ama bir yandan da kendi partinizin içinden ve diğer muhalif kesimlerden yeterince sert muhalefet yapmamakla suçlanıyorsunuz. Yani sizi pasif buluyorlar işte kitleleri harekete geçirmemekle suçluyorlar. Bu eleştirilere ne diyorsunuz? Hatta sizi sağa kaymakla yani CHP’yi sosyal demokrat çizgiden daha sağa çekmekle de suçluyor parti içinde belli kesimler.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şöyle, bizim partide demokrasi var. Beni eleştirdi diye hiçbir arkadaşıma niye beni eleştirdin demem. Hatta bizim yaptığımız bazı toplantılarda benim en değerli üyem rahatlıkla beni eleştiren ve benim eksikliklerimi bana söyleyen kişidir. O gerçek anlamda bir CHP’lidir derim. Ve bizim diyelim ki Parti Meclisi toplantılarında, diğer toplantılarda MYK’yı eleştiren arkadaşlara diğer arkadaşlara belli konularda bir süre veriyoruz 3 dakika, 5 dakika, 10 dakika gibi bu arkadaşlara asla m?

Etiketler

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı